(Source: carringtonlynn, via edademir)

immoraltales:

Pera Palas ve Petros Bodosaki
Niğde Rumları’ndan, Mersin’de değirmencilik yapan Petros Bodosaki otelde kalmak istediğinde (pejmürde kılığından dolayı) geri çevrilmesine çok öfkelenir ve oteli satın alıverir. Otelin yöneticileri nereden bilsinler ki, Bodosaki’nin  1915’in parasıyla milyoner olduğunu?
16 Ekim 1919’da Bodosaki oteli oğlu Hacı Toma Anastasiadis‘e devreder. Anastasiadis, 10 Temmuz 1922’de Pera Palas’ı şirket haline getirip hisse senedi çıkartsa da, Maliye’ye olan iki milyon vergi borcunu ödeyemediğinden otel haciz altına alınır. Pera Palas açık arttırmayla satılamayınca, 30 Kasım 1923’te devlet eliyle işletmeye açılır.
Kurulduğunda İstanbul’daki ilk elektrikli asansöre sahip olan otel, “ihtiyaç fazlası” elektriğiyle çevre binalara da yararlı olur. İlkel bir jeneratörü mevcuttur.

immoraltales:

Pera Palas ve Petros Bodosaki

Niğde Rumları’ndan, Mersin’de değirmencilik yapan Petros Bodosaki otelde kalmak istediğinde (pejmürde kılığından dolayı) geri çevrilmesine çok öfkelenir ve oteli satın alıverir. Otelin yöneticileri nereden bilsinler ki, Bodosaki’nin  1915’in parasıyla milyoner olduğunu?

16 Ekim 1919’da Bodosaki oteli oğlu Hacı Toma Anastasiadis‘e devreder. Anastasiadis, 10 Temmuz 1922’de Pera Palas’ı şirket haline getirip hisse senedi çıkartsa da, Maliye’ye olan iki milyon vergi borcunu ödeyemediğinden otel haciz altına alınır. Pera Palas açık arttırmayla satılamayınca, 30 Kasım 1923’te devlet eliyle işletmeye açılır.

Kurulduğunda İstanbul’daki ilk elektrikli asansöre sahip olan otel, “ihtiyaç fazlası” elektriğiyle çevre binalara da yararlı olur. İlkel bir jeneratörü mevcuttur.

[tweet https://twitter.com/immoraltales/status/166918559560245248]
gunde1resim:

Ressam : Tamara de Lempicka (1898-1980)
Resmin Adi : Self Portrait in the Green Bugatti (1925)
Nerede : Özel koleksiyon, İsviçre
Boyutu : 35 cm x 27 cm
Polonyalı ressam Lempicka, güçlüklere dolu hayatına rağmen, kendine pırıltılı bir dünya yaratmayı becerebilmiş, Hollywood yıldızı kıvamında etkileyici bir kadındı. Varşova’da doğdu, İsviçre’de yatılıokulda okudu. Henüz 12 yaşındayken anne ve babası boşandı, o teyzesiyle St.Petersburg’da yaşadı. Seyahatlerinde İtalya’daki resim sanatını keşfetti. Henüz 18 yaşındayken evlendi. Eşi Bolşevik Devrimi sırasında tutuklanınca, küçücük boyuyla doğru kontaklara ulaşıp kocasını kurtardı. Rus topraklarından kaçarken Kopenhag ve Londra’da bulundular, son olarak Paris’e yerleştiler. Maddi açıdan zor dönemler geçirdiler, o fakirlikte bir de kızları oldu. Lempicka’nın resme olan yeteneği hızlıca kendini gösterdi. Kişiliği gereği, sanata da bakış açısı farklıydı; o resim yapacaksa, bu yüzlercesi arasından farkedilir olmalıydı, onun olduğu bir çırpıda herkes anlamalıydı. İzlenimci eserlerini özensiz ve beceriksiz buluyordu, kübikleri ise aşırı uç. Onun resimleri zarif ve temiz olmalıydı. Daha çok mimaride kullanılan Art Deco akımı, onun resimlerini de en iyi ifade eden akım oldu. Hızla yüksek cemiyet hayatının içine girdi, ışıltılı ama pek de zarif olmayan bir hayat yaşamaya başladı. Annesinin ona yaptığını, o da kızına yaptı, kızını yatılı okullarda okuttu. Kızına vakit ayırdığı tek zaman, onu model olarak kullandığı anlardı. Eşini defalarca aldattı; hem erkeklerle, hem de kadınlarla. Şarkıcı bir kadınla ilişkisi oldu. Frida’dan da hatırlarsınız, herhalde kadınların biseksüel zaafları, sahnede kadın görünce ortaya çıkıyor. Lempicka’nın yaptıkları sonunda eşinin canına yetti ve 1928’de boşandılar. Sonraki yıllarda daha çok Amerika’da bulundu, 1933’te tekrar evlendi. Yeni eşi onu bohem hayatından çıkardı ve tekrar saygı duyulan bir kadın yaptı. Hollywood’a yerleştirler, film yıldızlarının arasında, onların ışıltılarını aratmayan güzellikle bir ressam olarak inanılmaz popüler oldu.  1952’de eşi vefat edince, Teksas’a kızının yanına taşındı, geçmişteki ilgisizliğini telafi etti. 1978’de kızıyla birlikte Meksika’ya taşındılar. Lempicka 1980’de uykusunda vefat ettiğinde yanında sadece kızı vardı. İstediği şekilde yakılıp, külleri Popocatepetl volkanına saçıldı. 1925’te yaptığı “Yeşil Bugatti’de otoportre” resmi, Alman dergisi “Die Dame”’ın editörünün talebiyle yapılmış resimdir. Editör, Lempicka’yı, kim olduğunu tanımadan, Monte Carlo’da sarı bir Renault içinde görür, bizimki otomobile uygun sarı elbisesi içinde, kadının özgürlüğünü resmedercesine, rüzgar gibi yanından geçmiştir. Editör bu sarı Renault’un peşine düşüp Lempicka’ya ulaşır ve dergi kapağında yayınlamak üzere, resmini yapmasını ister. İşte o andan sonra, o sarı Renault’un neden yeşil bir Bugatti’ye dönüştüğünü kimse bilmiyor. Resimde zerafete çok önem veren Lempicka, hiç sahip olmadığı Bugatti’yi kendine daha layık görmüş de olabilir, yeşil rengi resme daha çok yakıştırmış da olabilir. (Tabi resme gizli reklam almış olma olasılığı da yok değil..)

gunde1resim:

Ressam : Tamara de Lempicka (1898-1980)

Resmin Adi : Self Portrait in the Green Bugatti (1925)

Nerede : Özel koleksiyon, İsviçre

Boyutu : 35 cm x 27 cm

Polonyalı ressam Lempicka, güçlüklere dolu hayatına rağmen, kendine pırıltılı bir dünya yaratmayı becerebilmiş, Hollywood yıldızı kıvamında etkileyici bir kadındı. Varşova’da doğdu, İsviçre’de yatılıokulda okudu. Henüz 12 yaşındayken anne ve babası boşandı, o teyzesiyle St.Petersburg’da yaşadı. Seyahatlerinde İtalya’daki resim sanatını keşfetti. Henüz 18 yaşındayken evlendi. Eşi Bolşevik Devrimi sırasında tutuklanınca, küçücük boyuyla doğru kontaklara ulaşıp kocasını kurtardı. Rus topraklarından kaçarken Kopenhag ve Londra’da bulundular, son olarak Paris’e yerleştiler. Maddi açıdan zor dönemler geçirdiler, o fakirlikte bir de kızları oldu. Lempicka’nın resme olan yeteneği hızlıca kendini gösterdi. Kişiliği gereği, sanata da bakış açısı farklıydı; o resim yapacaksa, bu yüzlercesi arasından farkedilir olmalıydı, onun olduğu bir çırpıda herkes anlamalıydı. İzlenimci eserlerini özensiz ve beceriksiz buluyordu, kübikleri ise aşırı uç. Onun resimleri zarif ve temiz olmalıydı. Daha çok mimaride kullanılan Art Deco akımı, onun resimlerini de en iyi ifade eden akım oldu. Hızla yüksek cemiyet hayatının içine girdi, ışıltılı ama pek de zarif olmayan bir hayat yaşamaya başladı. Annesinin ona yaptığını, o da kızına yaptı, kızını yatılı okullarda okuttu. Kızına vakit ayırdığı tek zaman, onu model olarak kullandığı anlardı. Eşini defalarca aldattı; hem erkeklerle, hem de kadınlarla. Şarkıcı bir kadınla ilişkisi oldu. Frida’dan da hatırlarsınız, herhalde kadınların biseksüel zaafları, sahnede kadın görünce ortaya çıkıyor. Lempicka’nın yaptıkları sonunda eşinin canına yetti ve 1928’de boşandılar. Sonraki yıllarda daha çok Amerika’da bulundu, 1933’te tekrar evlendi. Yeni eşi onu bohem hayatından çıkardı ve tekrar saygı duyulan bir kadın yaptı. Hollywood’a yerleştirler, film yıldızlarının arasında, onların ışıltılarını aratmayan güzellikle bir ressam olarak inanılmaz popüler oldu.  1952’de eşi vefat edince, Teksas’a kızının yanına taşındı, geçmişteki ilgisizliğini telafi etti. 1978’de kızıyla birlikte Meksika’ya taşındılar. Lempicka 1980’de uykusunda vefat ettiğinde yanında sadece kızı vardı. İstediği şekilde yakılıp, külleri Popocatepetl volkanına saçıldı. 1925’te yaptığı “Yeşil Bugatti’de otoportre” resmi, Alman dergisi “Die Dame”’ın editörünün talebiyle yapılmış resimdir. Editör, Lempicka’yı, kim olduğunu tanımadan, Monte Carlo’da sarı bir Renault içinde görür, bizimki otomobile uygun sarı elbisesi içinde, kadının özgürlüğünü resmedercesine, rüzgar gibi yanından geçmiştir. Editör bu sarı Renault’un peşine düşüp Lempicka’ya ulaşır ve dergi kapağında yayınlamak üzere, resmini yapmasını ister. İşte o andan sonra, o sarı Renault’un neden yeşil bir Bugatti’ye dönüştüğünü kimse bilmiyor. Resimde zerafete çok önem veren Lempicka, hiç sahip olmadığı Bugatti’yi kendine daha layık görmüş de olabilir, yeşil rengi resme daha çok yakıştırmış da olabilir. (Tabi resme gizli reklam almış olma olasılığı da yok değil..)

darksilenceinsuburbia:

Hutch Studio.Paper House Light.
Hutch studio is a creative thinkery originally dreamed up by Chris Theiss & Krystal Kirkpatrick.
Hutch studio: blog / etsy

darksilenceinsuburbia:

Hutch Studio.Paper House Light.

Hutch studio is a creative thinkery originally dreamed up by Chris Theiss & Krystal Kirkpatrick.

Hutch studio: blog / etsy

subtilitas:

Hiroshi Sambuichi - Atelier and store, Hagi 2002. The wood for the concrete formwork was reused for the shutter doors and flooring, creating identical patterns in two materials.

(via arqvac)

arcroll:

| ti guardo, ma non ti vedo |

arcroll:

| ti guardo, ma non ti vedo |

(Source: k-a-t-a)

loveandasandwich:

All of my Studio Ghibli hoops.
Soot Sprites, No-Face, Totoro, Catbus, Calcifer, and Kodamas!

Always looking for suggestions to make new ones, obviously I’m more partial to the Ghibli creatures than the people. :)

(via bookspaperscissors)

ekmekarasi:

“Ben ihtiyaç duyulmak istiyorum. Benim birisinin hayatında vazgeçilmez olmaya ihtiyacım var. Bütün boş vaktimi, egomu ve dikkatimi yiyip bitiricek birine ihtiyacım var. Bana bağımlı biri. Karşılıklı bağımlılık.”Chuck Palahniuk, Tıkanma (Sf.175)

ekmekarasi:

“Ben ihtiyaç duyulmak istiyorum. Benim birisinin hayatında vazgeçilmez olmaya ihtiyacım var. Bütün boş vaktimi, egomu ve dikkatimi yiyip bitiricek birine ihtiyacım var. Bana bağımlı biri. Karşılıklı bağımlılık.”


Chuck Palahniuk, Tıkanma (Sf.175)

ebaranseli:

ortalama erkekten

ortalama kadından

sakının

sevgilerinden sakının

sevgileri vasattır,

vasatı aranır dururlar

ama nefretleri dahiyanedir

nefretleri seni beni

herkesi öldürebilecek kadar dahiyanedir.

yalnızlığı istemezler

yalnızlığı anlamazlar

kendilerinden farklı her şeyi